
Ölümle Burun Buruna
Yürürüm durmadan korkularımın üstüne
ve içimde bir cami avlusuna bırakılmış
sahipsiz ve de günahsız bir bebeğin o şaşkın bakışlarıyla yürürüm,
yürürüm öfkenin ve de duyulmayan çığlıkların üstüne ,
alırım haksızlığı karşıma yargılarım bir başıma,
yüreğimde yaralı bir serçenin kanat çırpıp can verişi ile…
yürürüm hiç arkama bakmadan…
şakaklarımdan kanlar akar karışır gözyaşlarıma kan ağlarım.
yüreğimde her gün bir çocuk ölür
ki masumiyetin adıdır ölen.
Günahlarım coşar bir nehir gibi , Fırat gibi Dicle gibi…
düşerim ortasına kızıl denizin bir Nemrut da ben olurum.
Yürürüm rah-ı haktan rah-ı aşka
Hislerim,heveslerim,düşlerim,düşüncelerim yoldaşımdır
bu yolda
Yoldaşım düşünceli başımdır.
Zehirler beynimi ne idüğü belirsizlikler
Helalı haram görürüm
Uzattıkça ellerimi semaya
deli bir poyraz eser ben hep üşürüm…
kendime değil bozulan tövbelere üzülürüm
ve aramıza örülen bu utanç perdesini ne zaman aralamak istesem
ey meftunu olduğum affedilmeyi umduğum…
ne zaman anmak istesem Seni
utancımdan ölmeden ölürüm
utancımdan kuytu karanlılara diri diri gömülürüm.
Yürüdükçe, içimde kendime karşı nefret büyütürüm,
yürürüm yanımda gözyaşı
yanımda bir telaş
yanımda farkında olmadan kazandığım sevaplarımı götürürüm .
gelir sorgular beni toprak kokulu yüzü aydınlık kendisi karanlık gerçekler.
Yürürüm her adımımda ölüm kusarım,
darağacında sallandırsalar da susarım
bir mil çekerim dudaklarıma konuşamam ben kelimeleri yargısız asarım..
anlatamam derdimi ama vardır söylemek istediklerim bir türlü söyleyemediğim.
azat olmak ister dilimdeki esir düşmüş düştü düşecek heceler,
aklım karışır unutturur bana her şeyi şaşkınlık,
sadece susarım ..
susarım ta ki ayrılıklar soğuk bir kurşun olup vurunca beni…
ta ki kara toprak sonsuzluğa hapsedince beni,
ta ki yalnızlığa itince karanlık,
boyun büküp ağlarken sevdiklerimle aydınlık …
işte o zaman döner bakarım arkama
ve gördüğüm sadece pişmanlığımdır.
işte o zaman yürüyemediğimi yürüyemeyeceğimi görürüm.
Ercan HAMARAT
TeAcHeR_25m
|
|