Ana Sayfa Ziyaretçi: 12 Üye: 0 Toplam: 12   Toplam Uye: 16539   Son Üye  erdemm
PHP Nuke Demo Modülümüz Yayına Başlamıştır....
Anasayfa   |  Haberler   |  Dosyalar   |  Sunumlar   |  Hesabınız   |  Forum   |  İletişim
Egitimin Sesi :: Başlık görüntüleniyor - Derdini Söylemeyen Derman Bulamaz
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Derdini Söylemeyen Derman Bulamaz

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Egitimin Sesi Forum Ana Sayfa -> Eğitim ve Öğrencilerimiz
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
sair
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: Mar 23, 2008
Mesajlar: 4

MesajTarih: Cum Hzr 12, 2009 10:01 pm    Mesaj konusu: Derdini Söylemeyen Derman Bulamaz Alıntıyla Cevap Gönder

Acısıyla, tatlısıyla bu dünyada yaşıyoruz.
Yaratıcının bize emanet olarak verdiği ruh ve bedenimizi; huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir biçimde sonsuz mutluluğa taşımaya çalışıyoruz.
Dünya hâli…
Her doğan gün, yepyeni olaylarla karşılıyor bizi. Görevimiz, konumumuz ölçüsünde koşturuyoruz gün boyu.
Gün geliyor; toplumu sarsan, onu derinden etkileyen acı ve felâketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Dertler, acılar bizi yaralıyor derinden. Acılarla yoğruluyor, gözyaşlarımıza hâkim olamıyoruz.
Gün geliyor, bir mutluluk haberiyle yüreğimiz; sevinçle çarpıyor. İçimiz içimize sığmıyor. Sevinç ve mutluluğumuzu başkalarıyla da paylaşmak istiyoruz.
Bütün bu duyguları yalnızca içimizde değil, çevremizle, yaşadığımız toplumla birlikte yaşıyoruz.
Acıların paylaştıkça azaldığını, sevinç ve mutlulukların paylaşılması hâlinde artacağını da biliyoruz. Ne var ki bunu bilmemize rağmen, toplumsal hayatımızda paylaşmayı yeterince gerçekleştiremiyoruz.
Duygularımızı paylaşmaktan kaçınıyoruz. Neden?
Kıskanıyor muyuz birbirimizi yoksa?
Duygu paylaşımının, birlikte hayatı paylaşmak olduğuna, hayatı paylaşmamızın da bizi toplumsal anlamda huzur ve mutluluğa taşıyacağına inanmıyor muyuz?
Şöyle ya da böyle…Duygularımızı, düşüncelerimizi, hayallerimizi, çalışmalarımızı birbirimizle yeterince paylaşmıyoruz.
Allah, insanoğlunu birbiriyle tanışsın, medeniyetler kursun diye kavim kavim yarattı.
Farklı yapılarda, değişik coğrafyalarda yaşayan milyarlarca farklı insanın; birbirlerini tanıyarak, birbirleriyle tanışarak, birbirleriyle bilim, kültür, sanat, ticarî alanlarda alış veriş yaparak; hayata, renk, canlılık ve anlam katacakları bir gerçek.
Allah, bizleri duyan ve düşünen, hayal eden, medeniyetler kuran varlıklar olarak yarattı. Duygularımızı, düşüncelerimizi birbirimize aktarabilmemiz için konuşabilme yeteneği verdi bize. Sonsuz mutluluğun yollarını gönderdiği kutsal kitaplarla, peygamberlerle bize gösterdi. O, bize “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” dedi. O, bize yazmayı öğretti.
Yeteneklerimizle duygularımızı, düşüncelerimizi diğer insanlarla paylaşabiliyoruz. Diğer insanlarla sıcak dostluklar kurabiliyor, hayatı paylaşabiliyoruz, onlarla anlaşabiliyoruz.
Bilindiği gibi anlaşma ve paylaşmanın en önemli yöntemi ve şartı konuşmadır.
“Önce selâm, sonra kelâm” diyerek anlaşmanın ilk şifresini bizlere veriyor atalarımız. Selâm, tanışmanın, yakınlaşmanın, anlaşmanın ilk adımı.
Selâmla başlarız konuşmaya. Hâl hatır sorarız. Dilek ve temennilerimizi sıralarız. Ortak bir noktada buluşuruz sonra. Acımızı, sevincimizi birbirimize aktarırız.
Konuştukça, ayrıntılara girdikçe anlaşmamız kolaylaşır.
Ne dediğini, ne istediğini net olarak anlatamayan bir insanla anlaşmamız ne kadar da zordur. O, neyi anlatmak istiyor? Bizden ne istiyor? Bunları bilmeden onu anlamak, onunla anlaşabilmek mümkün mü?
Atalarımızın veciz ifadesini hatırlayalım: “Derdini söylemeyen derman bulamaz.”
Toplumda yaşanan pek çok anlaşmazlığın, çatışmanın, kavganın temel çıkış noktası bu: Derdini anlatamamak, birbirini anlamamak, bu nedenle de anlaşamamak…
Meramını anlatamayan çocuk ne yapar? Ağlar. Ağlamak, çocuğun anlatamadığını anlatmasıdır. Bu nedenledir ki, atalar: “Ağlamayan çocuğa mama vermezler.” der.
Uzmanlar, duygu ve düşüncelerini diğer insanlarla paylaşanların çok daha mutlu olabileceklerini, hayata çok daha olumlu bakacaklarını ifade ediyorlar.
Günümüzde, konuşarak, dertlerini birbirlerine anlatarak, dinleyerek insanların ruhsal yönden rahatladıkları toplu seanslar, terapiler düzenleniyor.
“Birlikte dirlik ve bereket, cemaatte rahmet vardır.” anlayışıyla geçmişimizdeki sohbet geleneğimizi de burada anmakta fayda var.
İnsanın içinde biriken; olumsuz enerjinin, öfkenin, acının, sıkıntının atılması gerek.
Konuşmak fıtrî bir ihtiyaç. Konuşmakla derdinden, sıkıntısından arınır insan. Acılar kelime kelime dökülür.
Fıtrata aykırı olarak, konuşmamakla, konuşamamakla ruhu olumsuzluklarla dolar insanın. Ruhu bir yığın sıkıntı ve dertle karşı karşıya kalır, bunalır.
Konuşmanın, derdi anlatmanın da elbette bir yolu yordamı var.
Çevremizde derdini anlatamayan, derdini anlatayım derken, atalarımızın ifadesiyle nice “çam deviren” insanlar da var. Konuşarak anlaşacağı yerde, haddini bilmeden, karşısındakine hakaretler savuran, işi daha bir çıkmaza sokan bu insanların varlığı, toplumumuz açısından önemli bir sorun.
Derdimizi güzel ve anlaşılacak bir biçimde anlatmayı bilmemiz gerek. Hangi ortamda, kime, nasıl, ne zaman derdimizi, dileğimizi, problemimizi anlatalım?
Uzlaşmak ve anlaşmak amacıyla, hoşgörüyle yola çıkarak “dert anlatmak” gerek. Etrafı kırıp geçirerek, kalp kırarak, kavgaya kapı açmayı “dert anlatma” zannedenlere, bir atasözümüzü hatırlatarak “amacın bağcıyı mı dövmek yoksa üzüm mü yemek? diye sorarız.
Derdimizin devası; derdimizin, problemimizin insanî ölçüler içerisinde ilgiliye aktarılmasıdır.
Hoşgörülü bir tavır, uygun bir dil ile “dert anlatmak”, dertleri dile getirmek, sorunlara çare aramak, derde dermanı, sorunlara çözümü getirecektir.
Problemlerimizin çözümünü mü istiyoruz? Derman mı arıyoruz?
Önce, derdimizin adını koymalı, derdimizin ne olduğunun farkına varmalıyız.
İşte o zaman, dermanımız; bize şifa sunabilecektir.
Rıfkı KAYMAZ
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Egitimin Sesi Forum Ana Sayfa -> Eğitim ve Öğrencilerimiz Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group

  İçerik Genel Kültür

Modüllerimiz

Dokümanlar Eğlence Web Master İletişim  
Ana Sayfa Haberler
Haber Başlıkları
Köşe Yazıları
Üyelik
Resim Galerisi
Videolar
Şiirler
Tarihte Bugün
Atatürk
Bilgisayar
Atasözlerimiz
Sivil Savunma
Eğlence
Rehberlik
Nutuk
Rüya Tabirleri
Burçlar
Gif Arşivi
MSN
Dosyalar
Tüm Dosyalar
Sunumlar
Google Map
Fıkralar
Oyunlar
Flashlar
Web Araçları
PHP İpucu
Künye
Bize Yazın
Forum
E-Devlet
Ziyaretçi Defteri
Anketler
Reklam
Top ^
explorer firefox Opera Chrome www.egitiminsesi.com © 2010
Sitemiz PHPNuke 2005 Kodlarına sahiptir. Her türlü hakkı saklıdır.
1024x768 pixsel görüntü boyutuna göre hazırlanmıştır.

Web Tasarım  PHPNuke Ana Site  Haber Bandı
Web Tasarım EğitiminSesi